✦ Kiler

Tarihin En Anlaşılamamış Baharatı

Yazar Notu: Bu yazının orijinal versiyonu 11 Mayıs 2026'da Medium'da yayınlanmıştır. İsot Zorla Urfa’ya götürüldüğüm bir sabah diye başlayacağım hikayeye de genelde ben evden çıkmaya zorla ikna edildiğim için artık…

•4 dk okuma•admin

Yazar Notu: Bu yazının orijinal versiyonu 11 Mayıs 2026’da Medium’da yayınlanmıştır.

İsot

Zorla Urfa’ya götürüldüğüm bir sabah diye başlayacağım hikayeye de genelde ben evden çıkmaya zorla ikna edildiğim için artık buna alışmışsınızdır diye düşünüyorum. Her neyse zorla Urfa’ya götürüldüğüm bir sabah Urfa hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Tarsuslu olduğum için hayatımda hiç Urfa kebabı bile yememiştim.

Kıymetli eşlikçilerim beni öğle yemeği için ciğer yemeye götürdüğünde önce sevindim çünkü ciğer yemeye bayılırdım. Yolda yürürken eşlikçilerden birine Urfa’da ciğer meşhur mu ki diye sorma gafletinde bulundum. Bir anda delirip Diyarbakırlılar ne anlar ciğerden diye söylenmeye başladı. Ciğerin Diyarbakır’da meşhur olduğundan haberim bile yoktu.

Nihayet restorana geldiğimizde gözümü kısıp umarım zehirlenmem diye düşündüm. Siparişim geldiğinde herhangi bir aparat yoktu. Sadece çatal bıçak yokluğundan bahsetmiyorum. Tabak bile yoktu. Her şeyin kağıdın üstündeydi. Ciğeri bile laps diye kağıdın üstüne döküp gitmişlerdi. La havle diyerek ilk lokmamı aldım.

Sonrasını pek hatırlamıyorum. Ekip arkadaşım 3. porsiyonu söylememem için yalvarırken zorla mekandan çıkardılar.

O zamana kadar ciğer sevdiğimi zannediyordum. Ama hiç gerçek ciğer yemediğimi 24 yaşım dolaylarında fark etmiştim maalesef.

Çok aradım. Aynısını bulamayacağımı biliyordum ama belki biraz benzerini bulurum diye çok gezdim ama maalesef Diyarbakırlı ciğerciler bile bana o lezzeti veremiyordu. Nasıl anlatılır bilmem sanki daha derin bir ciğerdi. Acaba dedim Urfa’ya özgü bir hayvanın ciğeri miydi de ondan bu kadar etkilenmiştim.

Defalarca sordum herkes normal ciğer olduğunu söylüyordu.

Pes edip başladığım yere geri döndüm ve ilk porsiyonumu söyledikten sonra ustaya Allah aşkına ne var bu ciğerin içinde diye sordum. Abla ne diyorsun düz ciğer işte dedi. Hayır dedim doğruyu söyle ne var bunun içinde abla valla sadece tuz ve isot var dedi.

İsot mu?

E bu acı değil dedim. Niye acı olsun ki dedi adam da.

Benim için isot, çiğ köfteyi acılaştıran gereksiz bir baharattı.

Ama sonra onu ilk defa tek başına tattığımı fark ettim. Birkaç farklı kebap denememde de aynı sonucu alıyordum. Izgaralar isotla daha derin oluyordu ama evet acı olmuyordu. Ama neden tüm çiğ köfteler acıydı. Sanırım isotu hiç tek yemediğim için onu kafamda acı ile özdeşleştirmiştim.

Sonra uzman bir baharatçıya danışmam gerektiğini fark edip Gümrük Han civarını turlamaya karar verdim. Eşe dosta acı biber alırken acısız isot var mı diye sordum. Baharatçıda isotun acısından ne olacak abla dedi. İyi de dedim neden ızgaralar haricinde hiç kullanmıyorsunuz. Kişisel zevk diyip geçiştirdi.

Bir sonraki sabah Halfeti’de Fırat’ı izleyerek isotun Türk mutfağında kullanımının neden bu kadar sınırlı olduğu hakkında iç sesimle sohbet ederken önüme 1 tabak isotla kavrulmuş domates kondu. Yok ya ciğere özgü bir durumdur diye ağzıma attığımda tek kelime ile büyülendim. Domates sanki daha derin daha yanık bir tattaydı ama yine acı değildi.

Pes etmiştim. Asla yemem dediğim baharatın aslında tarihin en haksızlığa uğramış ve anlaşılamamış baharatlarından biri olduğunu kabul etmem gerekti.

Dönüş yolunda ekstra 1 kilo daha isot aldım ve isotun başka hangi yemeklerde kullanılabileceğine dair derin bir araştırma sürecine girdim.

Sizin isot hakkındaki fikirleriniz nedir? Daha önce hangi yemeklerde kullandınız?

OKUR MASASI

Yazı üzerine konuşalım.

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk sözü sen bırakabilirsin.

Yorumunu bırak

E-posta adresin yayımlanmaz. Yorumlar saygılı ve konuya bağlı bir sohbet için moderasyondan geçebilir.