Bu sefer bir soruyla başlamak istedim. Çünkü son bir haftadır defalarca çevrem tarafından mali durumumuz sorgulandı. Her seferinde makul açıklamalar yapmama rağmen verilen cevaplar tatmin edici bulunmadığı için cehaletle suçlandım. Bu sabah en sevdiğim mail bültenlerinden olan “20’lik”in ev gençliği ile alakalı Nasıl Çalışıyoruz? bültenini okuyunca pekala dedim bende y kuşağının finansal okur yazarlığını sorgulayacağım.
Aslında onların konu aldıkları gençler genel manada çalışma hayatında bulunmayan gençlerin ekonomik durumları ancak ben yine de kendimle özdeşleştirecek bir şeyler buldum. Siz de okumak isterseniz;
https://open.substack.com/pub/20lik/p/nasl-calsyoruz?utm_campaign=post-expanded-share&utm_medium=web
Her şey eşimin hafta başında bir anlık gafletle neden birikim yapamadığımızı babamın yanında konuşmasıyla başladı. Bu anlık gafleti için onu öldüreceğim tabi orası ayrı ama babam mevcut maaşımla nasıl geçindiğimizi sordu. Ben bu maaşla nasıl geçinemediğimizi sorguluyor zannederken o meğersem gerçekten nasıl geçinebildiğimizi soruyormuş. Çünkü onun tek başına aldığı maaş bizim ikimizin aldığından daha fazlaydı. Bu noktada çalışma hayatına yeni başlamış 2 genç insanın birikim yapamamasının bu ekonomide pekala normal olduğunu söyledi.
Bu ufak krizi atlattıktan sonra eşimle birikim yapılmasının ön şartının ihtiyaç dışı para kalabilmesi olduğunu söyledim. Çünkü görece bir fedakarlıkla düğün yapmadan evlenmeyi teklif etmiştim. Ve bu benim tercihimdi pekala bunu tercih de etmeyebilirdim. Eşyaları da aileler almıştı ama yine de yeni evliyiz sonuçta ve ihtiyaçlarımızı almaya devam ediyoruz. Bu ekonomide birikim yapmak bence de mümkün değil.
Daha sonra iş yerinde yine bir takım Y kuşağı insanlarla konuşurken çift maaşla nasıl sıfır araba alamadığımız sorgulandı. Biz Ankara gibi bir yerde arabamız olduğu için şükrederken onlar nasıl sıfır araba alamadığımızı sorguluyordu. Bir abi 30 yaşındayken ilk sıfır arabasını aldığını böyle şeylerin gençken alınacağına dair bazı gereksiz nasihatler verdi. Bende ona aynı dünyada yaşamadığımızı söyledim. Onun 30 yaşında yaşadığı dünya ile benim şu an 25 yaşında halimle yaşadığım dünya aynı değildi. Ancak o bunu anlayamayacak kadar ekonomiden bihaberdi. Sonra o ölümcül darbeyi vurdu. “Dışarıda kahve içmeyi bırakırsanız alırsınız”. Gerçekten latte içmeyi bırakınca sıfır araba alabileceğimize dair bir kanaati vardı.
Peki asabımın tam olarak nerede bozulduğuna gelecek olursam dün sabah babaannem aradı. İlk başta bağırıp çağırmalarının sebebini anlamadım. Dikkat kesilince babamla sohbet ederken babamın ona, onu çok güzel bir yere yemeğe götürdüğümüzü anlattıktan sonra aradığını fark ettim. Ona çift maaşlı halimle babamı dışarıda yemeğe götüremeyeceksem çalışıyor olmanın ne anlamı kalacağını söyledim. Ve o tam olarak beni zıvanadan çıkaran o cümleyi söyledi.
“Kahveyi de dışarıda içmek zorunda mıydınız?”
Ekonomik problemlerin dönüp dolaşıp bağlandığı yer yine latteydi.
Sonunda çıldırdığım için hayatı boyunca undan bile tasarruf etmeye çalışan babaanneme kendisinin kusursuz ekonomi modeliyle çocuklarına ne bıraktığını sordum. İşte o an, babaannemle benim hayatlarımızda sadece bir anlığına kesişen ve sonra sonsuza kadar ayrılan bir andı.
O hayatı boyunca yaptığı harcamaları düşündüğü uzun bir sessizliğe gömülüp telefonu kapattı. Ben ise bana tüm o nasihatleri veren insanların finansal durumlarının benden daha kötü durumda olduğunu fark ettim.
Yani tüm o latte içmeyip kendini ekonomi dehası zanneden nesil refah döneminde birikim yapmamıştı. Biz ise tüm dünyanın ekonomik krizde olduğu bir dönemde latte içerek hayatlarımızı sürdürmeye çalışıyorduk. Onlardan farkımız ise arada bir kendimizi mutlu edecek jestler yapmamıza rağmen en azından finansal okuryazarlığımız onlardan daha iyi olmasıydı.
Çoğu yaşıtımın portföylerle, hisselerle ve coinlerle arası iyiydi. Üstelik bunu ilgi duydukları için değil ek gelir yaratmak için mecburen yapıyorlardı. İlk gençlik yıllarında yazlarını tatile giderek geçiren büyüklerimize nazaran yıllık izin kullanmanın bile problem yaşattığı mobbing ortamında çalışmaya çabalıyorduk ki bu mobbing kültürü inşa edilirken de hiçbir şey yapmamışlardı.
Yani geçmişte aldıkları kararlar yüzünden bugün yaşadığımız sorunları inşa eden insanlar dönüp yaşayış şeklimizi sorgulayacak durumda değillerdi. Refah döneminde kafadan masabaşı işe giren insanlardan ekonomik nasihat almamız mantıksız olduğu gibi onların gözünde harcama alışkanlıklarımızı da makul bir zeminde açıklamak zorunda değildik.
Sonuç olarak ben dışarıda latte içmiyorum ama bu içemeyeceğim ya da içtiğimde bunun hesabını vereceğim anlamına gelmez. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Yorumunu bırak