Kapı: İnsanın Kendine Açılan Eşiği

İnsanın Kendine Açılan Eşiği
İNCELENEN KİTAPKapıKitap Atlası kaydına git ↗Herkesin Bir Kapısı Vardır
Bazı romanlar okuru bir hikâyenin peşinden sürükler; bazılarıysa hikâyeyi, okuru kendi hayatına döndürmek için kullanır. Umut Değirmen’in Kapı adlı romanı ikinci gruba daha yakın duruyor. Romanın merkezindeki mesele yalnızca Mustafa’nın, Murat’ın, Merve’nin ya da Bilge’nin başından geçenler değil. Asıl mesele, insanın yıllar boyunca dışarıda aradığı anlamın kapısının belki de kendi içinde olduğunu fark etmesi.
Roman daha başında anahtarını okura veriyor: Kapı. Fakat bu, girilip çıkılan sıradan bir kapı değil. İnsanla kendi özü, geçmişi, korkuları, sevgisi ve inancı arasındaki eşik.
Kapı, İstanbul’da, özellikle Eyüp ve çevresinin manevi ve toplumsal atmosferinde gelişen; aile, evlilik, dostluk, yalnızlık, dünyevi başarı, inanç ve bağışlanma meselelerini aynı hikâye içerisinde buluşturan bir roman.
Umut Değirmen’in İstanbul’u yalnızca dekor değildir. Haliç, Eyüp, Taksim, Tarlabaşı ve şehrin farklı toplumsal katmanları karakterlerin iç dünyalarına eşlik eder. Bir tarafta lüks otomobillerin dolaştığı İstanbul, diğer tarafta işçi semtlerine dağılan kalabalıklar vardır. Murat’ın gözünden şehir, zenginlikle yoksulluğun, geçmiş ideallerle bugünün hayatının yan yana durduğu büyük bir hesaplaşma alanına dönüşür.
Romanın asıl omurgasını ise daha ilk sayfalarda Bilge’nin Mustafa’ya anlattığı “kapı” düşüncesi kurar. Mustafa yıllarca hayatına başkalarını, beklentileri ve korkuları doldurmuştur. Fakat kendi iç dünyasının kapısından geçtiğinde karşılaştığı temel gerçek yalnızlıktır. Bilge’nin anlattığı Altın Kapı ise romanın manevi istikametini belirler: İnsan kaybettiklerinden, kırgınlıklarından ve hesaplarından geçtikçe başka bir eşiğe yaklaşır. O eşiğin ardında bağışlanma vardır.
Dolayısıyla romanın adı rastgele seçilmiş bir metafor değildir. Kitabın düşünsel mimarisi doğrudan bu imge üzerine kurulmuştur.
Mustafa’nın Asıl Mücadelesi Kendisiyle
Romanın merkezinde Mustafa bulunmasına rağmen yazar onu tek başına bırakmıyor. Murat, Merve, Bilge, Hamdi ve diğer karakterler Mustafa’nın dünyasını genişletirken aynı zamanda modern insanın farklı savruluşlarını temsil ediyor.
Mustafa’nın geçmişinde politik düşünceler, gençlik idealleri, evlilik, aile ve zamanla hayatın gerçekliği karşısında aşınan kabuller vardır. Bir dönem sınıfsız ve sınırsız bir dünya düşleyen adam, yıllar sonra inandıklarıyla yaşadıkları arasındaki mesafeye bakmak zorunda kalır. Roman Mustafa’yı tam da bu çatlağın içine yerleştiriyor.
Bu nedenle Kapı yalnızca “maneviyata yönelen bir adamın hikâyesi” şeklinde okunursa eksik kalır. Mustafa’nın yolculuğu aynı zamanda bir hesaplaşma romanıdır.
İnsan gençliğinde neye inanıyordu? Sonra neye dönüştü? Kurmak istediği hayat ile yaşadığı hayat arasındaki mesafe ne kadar açıldı? Ve daha önemlisi: İnsan bunu fark ettiğinde geri dönebilir mi? Roman bu soruların peşine düşüyor.
Murat: Başarının İçindeki Boşluk
Kitabın dikkat çekici karakterlerinden biri Murat. Murat’ın hayatına dışarıdan bakıldığında eksik olan pek az şey vardır. Mesleki başarı, para, mülk, sosyal çevre ve gösterişli bir hayat… Fakat yazar özellikle bu karakter üzerinden “sahip olmak” ile “tamamlanmak” arasındaki farkı kurcalıyor.
Murat’ın Boğaz’a bakan evindeki sahne bu açıdan romanın karakteristik bölümlerinden biri. Sahip olduğu başarıları, mal varlığını ve hayatını sıralayarak kendisini mutlu olduğuna ikna etmeye çalışır; fakat anlatıcı bunun güçlü bir kanaat değil, insanın kendisine söylediği zayıf bir ikna cümlesi olduğunu özellikle hissettirir.
Buradan itibaren yalnızlık önemli bir kavrama dönüşüyor. Çünkü Kapı’daki yalnızlık yalnız başına kalmak değildir. İnsan kalabalıklar içinde de yalnızdır. Evliliğinde, arkadaşlarının arasında, mesleğinin zirvesinde hatta kendi evinde bile kendisine yabancılaşabilir.
Romanın en güçlü meselelerinden biri tam olarak budur: Modern insan çok şeye sahip olduğu hâlde neden kendisini eksik hisseder?
Merve ve Sahip Olma Korkusu
Merve üzerinden ise roman başka bir kapıyı aralıyor: sevgi ile sahiplenme arasındaki sınırı.
Merve’nin hayat beklentileri ilk bakışta son derece sıradandır. İyi bir eş, rahat bir hayat, çocuklar, güzel hafta sonları, düzenli bir aile… Fakat roman bu sıradan arzuların içine korkunun nasıl sızabileceğini gösteriyor.
Kaybetme korkusu büyüdükçe sevgi de biçim değiştiriyor. Sevdiğimiz insanı korumak ile onu kontrol etmek arasındaki sınır nerede başlar? Bir yuva kurmak ne zaman bir hayatı yönetme arzusuna dönüşür? Roman Merve üzerinden bu sorulara yöneliyor; ayrıca ebeveynlerden çocuklara aktarılan korkuların ve çözülmemiş meselelerin sonraki kuşaklarda yeniden ortaya çıkabileceğini tartışıyor.
Burada yazarın kadınlık ve evlilik üzerine yaptığı bazı genellemeler tartışmaya oldukça açık. Romanın eleştirel açıdan en fazla konuşulabilecek taraflarından biri de bu. Karakterin düşüncesiyle anlatıcının hükmü arasındaki sınır kimi bölümlerde bulanıklaşıyor. Dolayısıyla bazı okurlar bu bölümleri karakter psikolojisinin parçası olarak görürken bazıları anlatıcının doğrudan yargıları olarak okuyabilir. Bu, kitabın üzerine konuşmaya değer kusurlarından biri.
Tasavvufi Roman mı?
Kapı’nın belirgin bir tasavvufi ve irfani damarı bulunuyor; ancak kitabı yalnızca “tasavvuf romanı” etiketiyle sınırlandırmak doğru olmaz.
Çünkü romanın hareket noktası doğrudan tasavvufi öğretinin anlatılması değil, çağdaş insanın çıkmazlarıdır. Para, evlilik, kariyer, statü, şehir hayatı, eğlence, siyasal idealler, geçmiş, aile ve yalnızlık gibi son derece dünyevi meselelerden başlayan karakterler giderek daha temel bir soruya yaklaşıyor: Bütün bunların sonunda insan ne için yaşıyor?
Romanın tasavvufi yönü bu sorudan sonra belirginleşiyor. Bilge ve Hamdi gibi karakterler burada önem kazanıyor. Özellikle bağışlama, nefisle hesaplaşma, dünya malına bağlanmama, sevgi ve Allah rızası gibi kavramlarla dünyevi hikâyenin arkasında başka bir yol açılıyor.
Bu bakımdan Kapı, Türk edebiyatında insanın manevi arayışını hikâyeleştiren eserlerle akrabalık kuruyor. Ancak dil ve çevre bakımından klasik tasavvufi anlatılardan ayrılıyor. Karakterleri bugünün insanları; tartışmaları, zaafları, eğlenceleri ve hayat tarzları da bugüne ait.
Romanın amacı geçmişte kalmış idealize bir derviş tipi yaratmak değil; modern insanın dervişlik ihtimalini sorgulamak gibi görünüyor.
Romanın En Kuvvetli Tarafı: Fikir Dünyası
Kapı düşüncesi olan bir roman. Umut Değirmen’in insan, ölüm, aşk, aile, yalnızlık, sınıf, servet, inanç ve bağışlanma hakkında söylemek istediği çok şey var.
Örneğin Murat’ın İstanbul’a bakarken yaptığı sınıfsal gözlem yalnızca şehir tasviri olarak kalmıyor. Taksim’in yukarısındaki zengin hayatla aşağıdaki işçi semtleri arasında kurulan karşıtlık, karakterin gençlik idealleriyle bugünkü hayatı arasındaki çelişkiyi de görünür kılıyor.
Yazarın meselesi bu nedenle yalnız bireysel değildir. İnsan neden değişir? İdealler neden aşınır? Sahip olduklarımız bizi neden sakinleştirmez? İnsan ölüm karşısında neye tutunur? Affetmek ile unutmak aynı şey midir? Ve bütün bunların ötesinde insanın Allah’la, kendisiyle ve başka insanlarla ilişkisini yeniden kurması mümkün müdür? Romanın ana damarını bu sorular oluşturuyor.
Fakat Kapı Kusursuz Bir Roman Değil
Edebî değerlendirme yapılacaksa kitabın zayıflıklarını da söylemek gerekir.
Romanın en önemli problemi, söylemek istediği şeylerin zaman zaman hikâyenin önüne geçmesi. Yazarın düşünsel malzemesi geniş. Fakat kimi bölümlerde karakterler yaşamaktan çok düşünmeye, anlatıcı ise göstermenin yerine açıklamaya yöneliyor. Uzun iç konuşmalar ve deneme karakterine yaklaşan pasajlar anlatının temposunu düşürebiliyor.
Bu durum özellikle romanın felsefi tarafını seven okur için sorun olmayabilir; ancak daha olay merkezli bir roman bekleyen okurun metinle ilişkisini zorlaştırabilir.
Bir başka mesele de romanın dilindeki ton değişimleri. Şiirsel ve metaforik anlatımdan gündelik, yer yer oldukça sert ve mizahi konuşmalara hızlı geçişler var. Bu çeşitlilik bazı sahnelerde karakterleri canlılaştırırken bazı bölümlerde romanın bütünlüklü sesini zayıflatabiliyor.
Buna karşılık kitabın özgünlüğünün bir bölümü de tam burada yatıyor: Yazar steril bir “maneviyat romanı” yazmaya çalışmamış. Karakterlerini kusurlarıyla bırakmış.
“Kapı” Neden İyi Bir İsim?
Çünkü kitabı bitirmeden önce de sonra da anlamı değişebilecek türden bir isim.
Başlangıçta kapı, insanın kendi içine açılıyor. Sonra başkalarına, sevgiye, kaybetmeye, affetmeye ve nihayet insanın kendisinden daha büyük bir hakikatle kurduğu ilişkiye.
Romanın başındaki Bilge-Mustafa konuşması bu nedenle kitabın düşünsel özeti sayılabilir. Bilge’nin anlattığı dünyada insan kalbinin birçok kapısı vardır ve en kıymetli eşik olan Altın Kapı’ya beklentilerini geride bırakabilenler yaklaşabilir. Mustafa’nın “O kapının ardında ne var?” sorusuna verilen cevap ise romanın geri kalanını okumak için anahtar niteliğindedir: Bağışlanma.
Son Söz
Umut Değirmen’in Kapı’sı okurunu büyük olaylardan ziyade büyük sorularla yakalamaya çalışan bir roman.
Yer yer denemeye yaklaşan anlatısı, uzun iç hesaplaşmaları ve tasavvufi düşünceyle kurduğu ilişki nedeniyle hızlı tüketilecek bir metin olmaktan çok, üzerinde düşünülmek isteyen bir kitap görünümünde.
En güçlü olduğu yerde okura hazır cevaplar vermiyor; onu kendi hayatıyla karşı karşıya bırakıyor. Çünkü Kapı’nın asıl meselesi Mustafa’nın o kapıdan geçip geçemeyeceği kadar bizim hangi kapının önünde beklediğimiz.
Belki insanın hayatındaki en zor eşik dışarıdaki değildir. Belki yıllarca başkalarının açmasını beklediğimiz kapının anahtarı başından beri kendi cebimizdedir.
Peki, o kapıyı açtığımızda içeride kimi bulacağız? Umut Değirmen’in Kapı romanı, esas olarak bu sorunun peşinden gidiyor.
Kaynaklar
- Umut Değirmen, Kapı, Otağ Yayınları